Selçuklu’dan
Cumhuriyet’e Konya’da Kadınların Destanı.
Konya…
Bozkırın ortasında
yükselen kadim bir şehir. Taşın dile geldiği, çininin gökyüzüne renk kattığı,
çeşmelerin geçmişten geleceğe su taşıdığı; kervanların, dervişlerin,
hükümdarların ve âşıkların yollarının kesiştiği şehir…
Bu şehrin tarihini
yalnızca sultanların kılıçlarıyla, vezirlerin mühürleriyle, savaşların gürültüsüyle
anlatmak eksik kalır. Çünkü Konya’nın bir de kadınların sessiz fakat derin
tarihi vardır. Onlar çoğu zaman meydanlarda görünmediler. Adları savaş
meydanlarında haykırılmadı. Tahtlara oturmadılar belki.
Ama vakıflar kurdular,
mescitler yaptırdılar, kervansaraylar inşa ettirdiler, türbelere sahip
çıktılar, yoksula el uzattılar, çeşmelerden su akıttılar. Ve bazıları, bir
şehrin hafızasına kendi adını taşla değil, iyilikle yazdırdı.
13. yüzyıl Konya'sında,
Selçuklu saraylarının ihtişamı ile Mevlâna'nın gönül dünyası yan yana
duruyordu. İşte o çağın en dikkat çekici kadınlarından biri Gürcü Hatun idi.
Gürcü Hatun, Selçuklu
devlet adamı Muînüddin Süleyman Pervâne'nin eşiydi. Kaynaklarda onun Mevlâna'ya
yakınlığı ve sevgisi özellikle vurgulanır. Mevlâna'nın vefatından sonra onun
türbesinin yapılmasına büyük bir maddî katkıda bulunduğu anlatılır.
17 Aralık 1273…
Konya'nın üzerine ağır
bir sessizlik çökmüştü. Mevlâna artık yoktu. Ama onun ölümü, Konya için bir son
değil, başka bir başlangıçtı. Mevlâna'nınnaaşı, babası Sultanü'l-Ulemâ
Bahâeddin Veled'in de medfun bulunduğu yere defnedildi.
Sonra bir düşünce
doğdu:
Mevlâna'nın üzerine bir
türbe yapılmalıydı. Ve bu düşüncenin gerçekleşmesinde Gürcü Hatun'un büyük bir
payı oldu. Halkdan Yüz yirmi bin Selçuklu dinarı toplayarak 1274 yılında türbe inşa ettirdi. Tebrizli
Mimar Bedreddin'in ellerinde yükselen yapı, zaman içerisinde Konya'nın ruhuyla
bütünleşecekti.
Bugün biz ona Kubbe-i
Hadra, Yeşil Kubbe diyoruz.Fakat o kubbeye yalnızca taş ve çini olarak bakmak
eksiktir. Çünkü onun altında yalnızca bir insan yatmıyordu. Bir düşünce
yatıyordu. Bir aşk yatıyordu. Bir medeniyet yatıyordu.
Ve o kubbenin
kuruluşunda bir kadının iradesi, sevgisi ve cömertliği vardı. Gürcü Hatun'un
güzelliğini tarih bize bir portre halinde bırakmamıştır. Ama onun güzelliğini
başka yerde aramak gerekir:
Yaptırdığı eserde. Çünkü
Ortaçağ'ın güçlü kadınlarının yüzleri çoğu zaman taşlara işlenmedi. Onların
yüzleri, şehirlerin yüzüne işlendi. Gürcü Hatun'un güzelliği belki de buydu:
Bir insanın yüzünü
değil, bir çağın ruhunu güzelleştirmek.
Bir diğer güzel kadın ise Şemsin gölgesindeki Kimya
Hatun. Konya'nın kadınlar tarihinin en hüzünlü sayfalarından biri ise
Kimya Hatun'a aittir. Kimya Hatun,
Mevlâna ve eşi Kerra Hatun tarafından sahiplenilmiş, onların yanında yetişmiş
manevi evlatlarıydı. Kaynaklarda onun güzel, sessiz ve mahcup bir genç kız
olduğundan söz edilir. Daha sonra Şems-i Tebrizî ile evlendirildi.
Onun hikâyesinde
sarayların ihtişamı yoktur. Savaşların gürültüsü de yoktur. Kimya Hatun'un
hikâyesi daha sessizdir.
Bir genç kadın…
Bir büyük aşkın
çevresinde şekillenen hayat…
Ve Konya'nın taş
duvarları arasında kaybolan genç bir ömür. Kimya Hatun'un güzelliğini anlatırken
tarihçi dikkatli olmalıdır. Çünkü onun yüzünü gösteren güvenilir bir portre
elimizde değildir. Ama dönemin anlatıları onun genç, güzel, mahcup ve zarif bir
kadın olduğunu aktarır. Belki de onu Konya'nın akşamlarında düşünmek gerekir.
Dar sokaklardan geçen
bir genç kız…
Başını hafifçe eğmiş…
Uzaktan duyulan ney
sesi…
Bir tarafta Mevlâna'nın
dergâhı…
Öte tarafta Selçuklu
saraylarının ihtişamı…
Ve bütün bu dünyanın
içinde kendi kaderini anlamaya çalışan Kimya Hatun…
O, tarihin yüksek sesli
kadınlarından değildi. Ama bazen tarihin en unutulmaz kadınları, en sessiz
yaşayanlardır. Kimya Hatun'un mezarının yeri bugün kesin olarak
bilinmemektedir. Belki de bu yüzden onun hikâyesi Konya'nın taşlarında değil,
hafızasında yaşamaya devam eder.
Konya'nın kadın
tarihini yalnızca Mevlâna çevresindeki kadınlarla sınırlamak büyük bir
haksızlık olur.Konya’da Taş’da Vakıf yaratan. Konya’ya hayat veren
Raziye Devlet Hatunu anmadan
geçemeyiz.
Çünkü Selçuklu çağında
kadınlar aynı zamanda bânî idiler. Yani şehir kuran, eser yaptıran, vakıf kuran
insanlardı. Bunların en önemlilerinden biri Raziye Devlet Hatundur.
Raziye Devlet Hatun,
Konya'daki Hatuniye Mescidi ve günümüzde Kadınhanı adıyla yaşayan yerleşime
adını veren tarihî kervansarayla ilişkilendirilen önemli bir kadın banidir.
1223 tarihli kervansarayın vakfiyesinde onun adı açıkça yer alır.
Düşünün…
13. yüzyıl. Anadolu'nun
yollarında kervanlar ilerliyor. Develerin çıngırakları gecenin sessizliğini
bölüyor. Tüccarlar uzak ülkelerden geliyor. Yol uzun. Gece soğuk. Ve bir kadın
çıkıyor ortaya:
“Bu yolun yolcusu
sahipsiz kalmasın.”
İşte vakıf düşüncesinin
büyüklüğü burada ortaya çıkıyor. Raziye Hatun yalnızca bir yapı yaptırmıyordu. Bir
güvenlik, bir ticaret, bir yardımlaşma düzeni kuruyordu. Konya'nın kadınları,
şehrin taşlarını böyle örüyorlardı.
Konyanın değerli
kadınlarından biri de saraydan şehre uzanan bir el olan MahperiHuand
Hatundur.Selçuklu tarihinin büyük kadınlarından biri de I. Alâeddin Keykubad'ın
eşlerinden ve II. GıyaseddinKeyhüsrev'in annesi olan Mahperi Hatun, Anadolu
Selçuklu döneminin önemli kadın banilerinden biridir.
Onun adı daha çok
Kayseri'deki büyük külliyesiyle anılsa da Selçuklu kadın baniliği geleneğinin en
önemli örneklerinden biridir. O’nun şahsında Selçuklu kadını yalnızca sarayın
içinde yaşayan bir kadın değildir.
O;
Vakıf sahibidir,hayır
sahibidir,mimarinin destekçisidir,toplumsal hayatın kurucusudur.
Kitabelerde kadınların
övgüyle anılması da bize önemli bir şey söyler: Selçuklu toplumu, kadınların
hayır ve imar faaliyetlerini görünmez kabul etmiyordu. Onların adlarını taşa
kazıyordu.
Selçuklu kadınlarının
Konya'daki en önemli isimlerinden biri de Fatma Hatundur. II. İzzeddin
Keykâvus'un kızı olan Fatma Hatun, 1301 yılında Konya'da annesi, sütannesi ve
kendisi için bir külliye inşa ettirdi. Bu külliye mescit, dârü'l-huffâz ve
türbeden oluşuyordu. Fakat Fatma Hatun'u önemli yapan yalnızca yapı
değildir. Vakfiyesinde kadınların da
vakıf idaresinde görev almasına imkân tanıması dikkat çekicidir.
Demek ki bu kadın yalnızca
taş bina yaptırmamıştı. Kadının toplum içindeki yerini de taşın arasına yerleştirmişti.
Sonra zaman değişti. Selçuklu
devleti tarihe karıştı. Karamanoğulları geçti. Osmanlı geldi.Kadınların sessizlik
dönemine geçildi. Fakat Konya'nın
kadınları kaybolmadı. Onların kurduğu
vakıflar, yaptırdığı eserler ve hayır faaliyetleri yaşamaya devam etti.
Osmanlı döneminde
Mevlâna Dergâhı da devlet adamları ve hayır sahipleri tarafından desteklenen
güçlü bir vakıf yapısına dönüştü. Celâliyye vakıfları içinde gayrimenkuller,
ticarethaneler, zirai işletmeler ve çeşitli gelir kaynakları bulunuyordu.
Konya'da Osmanlı
dönemine ait vakıf kayıtlarında kadın vakıf sahiplerinin isimleri de karşımıza
çıkar. Örneğin Cihan Hatun ve Şerife bintMehmed gibi kadınların vakıf kayıtları
bulunmaktadır. Bu kadınların bazıları tarihin büyük kitaplarına giremedi.
Ama onların vakıfları,
şehir hayatının içinde yaşadı.
Bir odada…
Bir dükkânda…
Bir mescitte…
Bir türbede…
Bir kandilin yağında…
Bir fakirin sofrasında…
İşte Osmanlı Konya'sının
kadın tarihi biraz da budur: Adı bazen unutulan ama iyiliği yaşayan kadınlar.
Sonra 20. yüzyıl geldi.
İmparatorluk çöktü. Anadolu işgallerle karşı karşıya kaldı. Ve Konya'nın
kadınları bir kez daha tarihin sahnesine çıktı.
1919…
Memleketin üzerine
karanlık çökmüştü. Konya’da işgalci askerler
görüldü. Fakat kadınlar susmadı. Konya'da Anadolu Kadınları Müdafaa-i
Vatan Cemiyeti'nin şubesi kuruldu. 24 Aralık 1919'da Konya Kız Öğretmen Okulu'nda
merkez heyeti oluşturuldu. Başkanlığa Kevser Hanım, başkan yardımcılığına Şerife
Hanım getirildi; Zühre Hanım ve Suzide Hanım gibi kadınlar da kuruluşta yer
aldı.
Ve sonra…
8 Ocak 1920. Konya'nın
kadınları büyük bir topluluk halinde Şerafettin Camii'nde toplandı. Yaklaşık 5
bin kadın, şehitlerin ruhu için mevlit okuttu. Alaaddin Tepesi'nde mitingler
düzenlendi. İşgal güçlerine telgraflar gönderildi. Bunlar sıradan olaylar
değildi. Çünkü artık kadın, yalnızca evin içinde değildi.
Vatanın kaderi hakkında
söz söylüyordu. Tarihçi Fahrettin Altay'ın hatıralarında da Konya'nın aydın kadınlarının
Şerafettin Camii'nde toplanarak Millî Mücadele için bir bildiri hazırladıkları
ve bunu ilgili makamlara sundukları aktarılır. Bu heyette Şerife, Aliye ve
Zehra hanımların adları geçer.
Bu kadınların güzelliği
artık sarayların güzelliği değildi. Onların güzelliği: cesaretti.
Bir Diğer
Kadın ise Rumeliden gelen rüzgar olan, Bir başka kadın çıkar Konya'nın
tarih sahnesine. Adı Şerfiçeli Şirin Hanım. Onun hikâyesi Selçuklu
saraylarından değil, mübadeleden gelir.
Rumeli'nin
Serfiçe'sinden…
Yurdundan koparılmış
insanların acısından…
Yeni bir hayata
başlayan bir aileden…
Lozan sonrasında
gerçekleşen nüfus mübadelesiyle Serfiçe'den Konya'ya gelen ailelerden biri de
Şirin Hanım'ın ailesiydi. Konya'da kendilerine bir ev verildi. Şirin Hanım da
bu evin yakınında, 1931 yılında iki kurnalı bir çeşme yaptırdı. Çeşmenin
kitabesinde “Serficeli Şirin Hanım Çeşmesi 1931” ibaresi yer almaktadır.
İşte burada tarih
birdenbire çok insani bir hâle gelir.
Bir kadın…
Doğduğu topraklardan
koparılmış. Yeni bir şehirde kendisine yeni bir hayat kurmuş. Ve sonra
Konya'nın bir köşesine çeşme yaptırmış. Belki de o çeşmenin başına gelen her
insan, Şirin Hanım'ın geçmişinden habersizdi. Ama çeşmeden su içiyordu. İşte
bunun adı hafızadır.
Çünkü Şirin Hanım kendi
memleketinden getirdiği hatırayı Konya'nın toprağına su olarak bıraktı. Selçuklu
kadınları taşla konuşmuştu. Osmanlı kadınları vakıflarla konuşmuştu. Cumhuriyet
kadını ise çeşmeyle konuştu. Ve su akmaya devam etti.
Şimdi Konya'ya dikkatle
bakalım.
Mevlâna'nın Kubbe-i
Hadra'sına…
Eski vakıfların
izlerine…
Mescitlere…
Türbelere…
Kervansaraylara…
Çeşmelere…
Şehrin eski
sokaklarına…
Ve Anadolu'nun
bozkırına…
Bütün bunların arasında
kadınların görünmeyen ellerini buluruz. Gürcü Hatun bize aşkın ve vefanın mimariye
dönüşebileceğini gösterir. Kimya Hatun bize tarihin bazen bir genç kadının
sessiz hüznünde saklandığını hatırlatır. Raziye Devlet Hatun yolcunun
güvenliğini düşünür. Mahperi Hatun vakıf medeniyetinin güçlü kadın yüzünü
temsil eder. Fatma Hatun Konya'da kadın baniliğinin ve vakıf geleneğinin güçlü
örneklerinden birini bırakır.
Osmanlı'nın adı
arşivlerde kalan kadınları, hayırlarını vakıflara dönüştürür.Kevser Hanım,
Şerife Hanım, Zühre Hanım, Suzide Hanım, Aliye Hanım ve Zehra Hanım gibi Millî
Mücadele kadınları, Konya'nın meydanlarında vatanın sesini yükseltir.
Ve Şerfiçeli Şirin
Hanım, uzak bir Rumeli kasabasından kopup geldiği Konya'da, 1931 yılında bir
çeşme yaptırarak kendi hikâyesini suya emanet eder.
Belki de Konya'nın
kadınlarını anlatmanın en güzel yolu şudur:
Onlar şehrin görünmeyen
mimarlarıydı. Birinin elinde vakıf senedi vardı. Birinin elinde çeşme taşı.
Birinin elinde kandil. Birinin elinde Kur'an. Birinin dilinde
dua. Birinin yüreğinde vatan. Birinin
gözlerinde gurbet.
Ama hepsinin içinde
aynı şey vardı:
Konya sevgisi.
Selçuklu saraylarının
zarif kadınları…
Mevlâna'nın çevresinde
yaşayan gönül kadınları…
Vakıf kuran hanımlar…
Osmanlı'nın hayır
sahibi kadınları…
Millî Mücadele'nin
cesur Konyalıları…
Mübadele acısıyla
Konya'ya gelip yeni bir hayat kuran Şirin Hanım…
Hepsi aynı büyük
hikâyenin farklı sayfalarıdır.
Ve o hikâyenin adı:
Konyanın Cefakar,
Vefakar, Çalışkan ve Türklük ruhun
taşıyan kadınları. Onlar bazen bir
kubbede, bazen bir türbede, bazen bir vakfiyede, bazen bir meydanda, bazen de
taş bir çeşmenin başında karşımıza çıkar.
Fakat hepsinin ardından
aynı ses duyulur:
“Ben buradan geçtim. Bu
şehre bir iz bıraktım. Benden sonra gelenler susamasın, unutmasın, korkmasın ve
bu topraklarda yaşamaya devam etsin.”
Konya'nın kadınları
böyle yaşadı. Kimi taşa, kimi suya, kimi duaya, kimi vatanın bağımsızlığına
adını yazdı. Ve yüzyıllar sonra bugün, Konya'nın sokaklarında yürürken onların
izlerine bastığımızı fark etmeyebiliriz.
Oysa şehir bilir.Çeşme
bilir.Kubbe bilir.Kitabe bilir.Vakıf bilir.Ve Konya'nın toprağı bilir:
Bu şehir yalnız erkeklerin
kurduğu bir şehir değildir. Konya, kadınların da sessiz elleriyle ördüğü büyük
bir medeniyettir. Onları güzelliklerini
görmek isterseniz , Karatay
medresesini ziyaret edin ve
Selçuklu çinilerine resmedilmiş
Türk kadınlarını görebilirsiniz.