DOLAR 49,55EURO 55,57STERLİN 66,15GRAM ALTIN 6.605,35BIST 11.430,14BTC 81.988
Konya Açık · 4,6°C
SON DAKİKA
Bahri KILINÇEL

Bahri KILINÇEL

Meslek: Emekli Astsubay
✍ Yazarın Tüm Yazılarını Gör

Malazgirt Meydan Savaşı Türklerin Anayurt Savaşı

Xin
REKLAMTicariSet

Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında Muş'un Malazgirt Ovası'nda gerçekleşen ve Türklerin kesin zaferiyle sonuçlanan bir savaştır.

Bu zafer Türklüğün olduğu kadar, İslâmlığın da zafere idi. Nitekim Bağdat Abbasi Halifesi Alp Arslan'ın zaferi için dua etmelerini İslam dünyasına emretmişti. Malazgirt Meydan Muharebesi, İstanbul'un fethi gibi, tarihin dönüm noktalarından biridir, bu bakımdan son derece önemlidir. Malazgirt Meydan Muharebesi, bilhassa Türk tarihi bakımından bir dönüm noktasıdır. Çünkü, bu savaş sonunda asıl vatan Orta-Asya'dan binlerce kilometre uzakta, Asya'nın batı ucunda yeni bir Türk vatanı meydana gelmiştir. XX. asırda Türklerin Anadolu'dan hürriyet içinde yaşadıkları başka vatanlarının olmayışı burasının önemini bir kat daha artırmaktadır.

Malazgirt Meydan Muharebesi, Türk savaşlar zincirinin bir halkasını teşkil eder. Onun önemini ortaya koyabilmek için bu bakımdan da incelemek gerekir. Selçuklu devri dikkate alındığı takdirde, savaşlar vardır; sonucunda devletler kurulur. Tuğrul ve Çağrı Bey kardeşlerin, yine bir Türk devleti olan Gazneliler Devleti'ne karşı Doğu İran'da kazandıkları 1040 Dandanakan Meydan Muharebesi gibi... Böylece Büyük Selçuklu imparatorluğu kurulur. Savaşlar vardır; sonucunda yurtlar kurulur. Büyük Selçuklu imparatoru Alp Arslan'ı n Bizans imparatoru Romanos Diogenes'e karşı kazandı 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi gibi... Bu çeşit vatan kuran meydan muharebeleri son derece nadirdir.

Son derece stratejik önemi olan Anadolu bir kavimler köprüsüdür. Burası tarihte çok el değiştirmiştir. Anadolu ancak Türk gibi cesur ve kahraman bir milletin ebedi vatanı olarak kalabilir.

Burada Türk kahraman tipine misal olarak, iki büyük devlet adamını ele aldık. Bunlardan ilki Malazgirt Meydan Muharebesini kazanarak, hâlen üzerinde 83 milyon insanın yaşadığı sağlayan Alp Arslan'dır. İki tek Türk vatanının kurulmasını ikincisi ise, kurulan bu vatanı kurtaran Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Büyük adamları büyük adam yapan birçok ortak noktalar vardır. Başta gelen ortak nokta, savaş sırasında emrindeki orduları coşturacak söz ve davranışlarda bulunmaktır. Bunu Alp Arslan da yapmıştır, Mustafa Kemal de yapmıştır. Mesela, Alp Arslan savaşa başlamadan önce ordusuna hitaben verdiği nutukta, ez cümle, "Burada Sultan yoktur; ben de sizlerden biriyim; ayrılan ayrılsın" diyerek kendisini emrindeki askerlerle aynı seviyede tutmuştur. Bunun orduyu nasıl coşturduğu bilinmektedir. Mustafa Kemal de generallik rütbesini söküp atarak, kurtarma hareketine sade bir vatandaş gibi başlamıştır. Sonra o, "Ordular, ilk hedefimiz Akdeniz'dir, ileri" diyerek emrindeki askerleri coşturmuştur.

Alp Arslan'ın kesin zaferi ile sonuçlanan bu muharebe, "Türklere Anadolu'nun kapılarını açan son muharebe.
Malazgirt, bir Bizans imparatorunun Müslüman bir komutana esir olduğu ilk olaydır. 1060'lı yıllarda Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Alp Arslan, Türk dostlarına bugünkü Ermenistan toprakları civarı ile Anadolu'ya doğru göç etmelerine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen, Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Türkler, Alparslan komutanlığında, günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Manzikert (Orta Çağ Yunancasında Malazgirt) ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu Diyarbakır'ı aldı ve Bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattı; ancak alamadı. Türk beylerinden Afşin Bey, güçleri arasına katıp Halep'i aldı.

Alp Arslan Halep'te konaklarken, Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere Bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. Bu sırada da Türk akınlarından ve son gelen Türk ordusundan çok rahatsız olan Bizanslılar, tahta ünlü komutan Romen Diyojen'i çıkardılar. Romen Diyojen de büyük bir ordu kurup 13 Mart 1071'de Konstantinopolis'ten (bugünkü İstanbul) ayrıldı. Ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin edilmektedir. Bunun yanı sıra, 12. yüzyılda yaşamış Ermeni bir tarihçi olan Edessalı Matta, Bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor.

26 Ağustos Cuma sabahı çadırından çıkan Alp Arslan, Malazgirt ile Ahlat arasındaki Malazgirt Ovası'nda, kendi ordugahının 7–8 km uzağında, ovaya yayılmış durumdaki düşman birliklerini gördü. Savaşı önlemek için imparatora elçiler göndererek barış teklifinde bulundu. İmparator, Sultan'ın bu önerisini ordusunun büyüklüğü karşısında bir korkaklık olarak yorumladı ve teklifi reddetti. Gelen elçileri, soydaşlarını Hristiyan topluluğuna geçmelerine ikna etmek üzere ellerine birer haç tutuşturarak geri yolladı.

Düşman ordusunun büyüklüğünün kendi ordusundan daha büyük olduğunu gören Sultan Alp Arslan, savaştan sağ çıkma ihtimalinin düşük olduğunu sezdi. Askerlerinin de hasımlarının sayı fazlalığı karşısında tedirginliğe düştüğünü fark eden Sultan, bir Türk-İslam adeti olarak kefene benzeyen beyaz kıyafetler giydi. Atının da kuyruğunu bağlattı. Yanındakilere şehit olduğu takdirde vurulduğu yere gömülmesini vasiyet etti. Komutanlarının savaş alanından kaçmayacağını anlayan askerlerin maneviyatı arttı. Askerlerinin cuma namazına imamlık eden Sultan, atına binip ordusunun önüne çıktı ve moral yükseltici, maneviyat artırıcı kısa ve etkili bir konuşma yaptı. Allah'ın Kur'an'da zafer vadettiği ayetleri okudu. Şehitlik ve gazilik makamlarına erişileceğini söyledi. Müslüman Oğuzlar'dan oluşan Selçuklu ordusu savaş pozisyonuna geçti.

Savaş öğle saatlerinde Türk atlılarının toplu ok saldırısına geçmesiyle başladı. Türk ordusunun çok büyük çoğunluğu atlı birliklerden oluştuğundan ve neredeyse hepsinde de ok olduğundan bu saldırı Bizanslılar da önemli miktarda asker kaybına neden olmuştu. Ama yine de Bizans ordusu saflarını bozmaksızın korudu. Bunun üzerine ordusuna yanıltıcı bir çekilme buyruğu veren Alp Arslan, gerilerde gizlediği küçük birliklerinin tarafına doğru çekilmeye başladı. Bu gizlediği birlikler az miktarda organize olmuş askerlerden oluşuyordu. Türk ordusu, arka saflarda bir hilâl biçiminde yayılmışlardı. Türklerin hızlıca çekildiğini gören Romen Diyojen, Türklerin saldırı gücünü yitirdiğini ve sayıca fazla olan Bizans ordusundan korktukları için kaçtıklarını düşündü. En baştan beri Türkleri yeneceğine inanmış olan imparator, bu bozkır taktiğine kanıp, kaçan Türkleri yakalamak için ordusuna saldırma emri verdi.

Çok az zırhları olduğu için hızlıca geri çekilebilen Türkler, zırh yığınına dönmüş Bizans süvarileri tarafından yakalanamayacak kadar hızlıydı. Ancak buna rağmen Bizans ordusu, Türkleri kovalamaya başladı. Yan geçitlerde pusu kurmuş Türk okçuları tarafından ustaca vurulan ama buna aldırmayan Bizans ordusu saldırıya devam etti. Türkler'i iyice kovalayıp yakalayamayan, üstüne bir de çok yorulan (üstlerindeki ağır zırhların etkisi büyüktü) Bizans ordusunun hızı durma noktasına geldi. Türkler'i büyük bir hırsla kovalayan ve ordusunun yorulduğunu anlayamayan Romen Diyojen yine de takip etmeye çalıştı. Ancak bulundukları mevziden çok ileri gittiklerini ve çevreden saldıran Türk okçularını görüp kuşatıldığını çok geç zamanda anlayan Diyojen, geri çekilme buyruğu verme ikilemindeydi. Tam da bu ikilemdeyken, geri çekilen Türk süvarilerinin, yönlerini tam olarak Bizans ordusu üzerine geçip hücuma kalkmaları ve geri çekilme yollarının da Türkler tarafından kapatıldığını gören Diyojen, paniğe kapılarak çekilme buyruğu verdi. Ancak ordusu, çevrelerindeki Türk hatlarını yarıncaya kadar, yetişen Türk ordusunun ana kuvvetleri, Bizans ordusunda tam bir panik başlattı. Kaçmaya kalkan generalleri görüp daha da paniğe kapılan Bizans askerleri, en büyük savunma güçleri olan zırhlarını da atıp kaçmaya çalıştı. Ardından ustaca kılıç kullanan Türk kuvvetleriyle eşit duruma düşüp büyük çoğunluğu yok oldu.

Türk soyundan gelen Peçenek[anlam ayrımı gerekli]ler ile birlikte Uzlar[: Afşin Bey, Artuk Bey, Kutalmışoğlu Süleyman Şah gibi Selçuklu komutanları tarafından verilen Türkçe emirlerden etkilenen bu süvari birlikleri de soydaşlarının yanına katılınca, Bizans ordusu süvari gücünün önemli bir kısmını kaybetti.

Ordusunu komuta etme olanağının kalmadığını gören Romen Diyojen, yakın birlikleriyle kaçmaya kalktıysa da artık bunun imkânsız olduğunu gördü. Sonuçta tam bir bozgun havasına giren Bizans ordusunun büyük bölümü akşam hava kararıncaya kadar yok edildi. Kaçamayıp sağ kalanlar teslim oldular. İmparator omzundan yaralı olarak ele geçirildi.

Tüm dünya tarihi için büyük bir dönüm noktası niteliğinde olan bu savaş, zafer kazanan komutan Alp Arslan'ın yenik İmparator Romen Diyojen ile antlaşma yapmasıyla son buldu. İmparatoru bağışlayan ve ona iyi davranan Sultan, antlaşmaya göre imparatoru serbest bıraktı. Antlaşmaya göre imparator kendi fidyesi için 1.500.000 denarius, vergi olarak da her yıl 360.000 denarius ödeyecek; ayrıca Antakya, Urfa, Ahlat ve Malazgirt'i de Selçuklu Devleti'ne bırakacaktı. Tokat'a kadar kendisine verilen Türk birliği eşliğinde Konstantinopolis'e doğru yola çıkan imparator, Tokat'ta toplayabildiği 200.000 kadar denariusu kendisiyle birlikte gelen Türk birliğine verdi. O sıralarda, Bizans tahtına kendi yerine VII. Mihail'in çıktığını öğrendi.

İmparator Romen Diyojen, savaştan sonra Alp Arslan'ın huzuruna çıkarılınca, Alp Arslan ile aralarında şu diyalog gerçekleşmiştir:
Alp Arslan:
"Eğer ben senin önüne esir olarak getirilseydim ne yapardın?
Romen Diyojen:
"Ya öldürürdüm ya da zincire vurup Konstantinopolis sokaklarında gezdirtirdim."
Alp Arslan:
"Benim vereceğim ceza ise çok daha ağır, seni affediyorum ve serbest bırakıyorum."

Alp Arslan ona makul bir naziklikle muamele etti ve ona savaştan önce de yaptığı gibi barış antlaşması önerdi.
Diyojen bir hafta boyunca Sultan'ın esiri olarak kaldı. Cezası sırasında, Sultan şu diyarların teslim olması karşılığında ona Sultan'ın masasında yemek yeme izni verdi: Antakya, Urfa, Hierapolis (Ceyhan yakınlarında bir kent) ve Malazgirt. Bu antlaşma hayatî önem taşıyordu, zira Anadolu'yu sağlama alacaktı. Alp Arslan, Diyojen'in hürriyeti için 1.5 milyon altın istedi, fakat Bizans İmparatorluğu bir mektupla bunun çok fazla olduğunu belirtti. Sultan da 1.5 milyon istemek yerine her yıl toplam 360.000 altın isteyerek kısa vadeli harcamalarını kesmiş oldu.
İki hükümdar arasında geçen müzakereler sonunda aşağıdaki maddeleri ihtiva eden bir barış antIaşması imzalandı: 

1. İmparator kurtuluş akçesi olarak 1 ,5 milyon altın verecek.
2. Bizans Devleti her yıl Selçuklulara 360.000 altın vergi ödeyecek.
3. Bizans'ın elinde bulunan bütün İslam esirleri serbest bırakılacak.
4. Bizanslılar gerektiğin de Selçuklulara askeri yardımda bulunacak.
5. İmparator kızlarından birini sultanın oğluna nikahlayacak.
6. Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt Selçuklulara bırakılacak.

Sonuç olarak, Alp Arslan Diyojen'in kızlarından birisiyle evlendi. Sonra Sultan, Diyojen'e bir sürü hediyeler verdi ve Konstantinopolis yolunda onun yanına eşlik etmek üzere 2 komutan ve 100 Memlük askeri verdi. İmparator planlarını yeniden kurmaya başladıktan sonra otoritesinin sarsılmış olduğunu gördü. Özel muhafızlarına zam vermesine karşın tahttan indirilip ve gözleri çıkartılıp Proti Adası'na sürüldü. Kısa bir süre sonra gözleri kör edilirken bulaşan bir enfeksiyon yüzünden öldü. Romen Diyojen ayrıca savunmak için çok çaba sarf ettiği Anadolu'ya son ayak bastığında yüzü yara bere içindeyken eşeğe bindirilip gezdirilmişti.

Malazgirt Muharebesine Kürtlerin katıldığını belirten en eski kaynak olan Sıbt İbnü'l-Cevzî'nin “Mir'âtü'z-Zaman Fi Tarihi'l-Ayan” adlı eseri muharebeden yaklaşık 150 yıl sonra yazılmıştır. İbn Devâdâri ve Ahmed bin Mahmûd ise muharebeden çok sonra 16.yy'da yaşamış tarihçilerdir. Muharebenin yaşandığı dönemde yaşamış ve olaylara tanık olmuş hiçbir Romalı, Arap, Süryani veya Ermeni tarihçi Malazgirt Muharebesine Kürtlerin katıldığından bahsetmemiştir. Bu sebeple birçok modern tarihçi, Selçuklu Devletine bağlı ve haraç ödeyen Mervani Kürt emirliğinin savaşa mecburen asker göndermiş olabileceğini ancak Kürtlerin muharebeye ya hiç katılmadıklarını ya da katılmış olsalar dâhi savaşın kaderine etki edemeyecek kadar az sayıda olduklarını belirtmiştir. 

BAHRİ KILINÇEL.

MALAZGİRT SAVAŞIMIZIN KAHRAMANLIK DESTANININ 955 YILI KUTLU OLSUN

REKLAMSEHAPDKS