DOLAR 49,55EURO 55,57STERLİN 66,15GRAM ALTIN 6.605,35BIST 11.430,14BTC 81.988
Konya Açık · 4,6°C
SON DAKİKA
Şerife Bozoğlan Eker

Şerife Bozoğlan Eker

Meslek: Şair - Yazar - Köşe Yazarı
✍ Yazarın Tüm Yazılarını Gör

İnsanlığımızı Kaybetmeden Bu Dünyadan Geçmek

Xin
REKLAMTicariSet

Hepimiz bu dünyadan geçiyoruz. Kimimiz hızlı, kimimiz yavaş… Kimimiz gülerek, kimimiz içindeki yaraları kimseye göstermeden… Kimi geleceğin hesabını yapıyor, kimi geçmişin yükünü taşıyor. Kimi çok konuşuyor, kimi susarak anlatıyor. Aynı gökyüzünün altında, birbirinden bambaşka hayatlar yaşıyoruz.

Burası zıtlıklar ve tezatlar dünyası.

Aynı olaya bakıp farklı düşünüyor, aynı sözü farklı anlıyor, aynı hayattan bambaşka beklentiler taşıyoruz. Kiminin doğrusu, diğerinin yanlışı olabiliyor. Kimi değişimin peşinde koşarken kimi geçmişten aldığı değerlerle geleceğe yürümek istiyor.

Bunda şaşılacak bir şey yok.

Çünkü insan dediğimiz varlık, tek renkten ibaret değil. Hayat da öyle…

Asıl mesele farklılıklarımız değil; farklılıklarımızın arasında birbirimize nasıl davrandığımız.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizi değiştirmeye çalışmadan birbirimizi anlayabilmek. Herkesi kendimize benzetmek aynı düşünmek, aynı inanmak, aynı yaşamak zorunda değiliz.

Birbirimize insan olduğumuzu hatırlatmak zorundayız.

Çünkü insan, yalnızca düşüncelerinden, inancından, mesleğinden, makamından, sahip olduklarından ibaret değildir. Her insanın görünmeyen bir hikâyesi vardır.

Sert konuşan birinin içinde kimsenin bilmediği bir yara olabilir.

Gülümseyen bir insan geceleri büyük bir yalnızlık, hüzün, sessiz duran birinin içinde fırtınalar kopuyor olabilir.

Biz çoğu zaman insanların davranışlarını görüyoruz, fakat o davranışların arkasındaki hikâyeyi bilmiyoruz.

Belki biraz daha az hüküm verip biraz daha çok anlamaya çalışsak, birbirimize daha merhametli davranacağız.

Merhamet sadece güçsüz olana yardım etmek değildir.

Bazen haklı olduğumuz hâlde karşımızdakini kırmamak, söyleyebileceğimiz en ağır sözü söylememeyi seçmek, “Ben onun yerinde olsaydım ne hissederdim?” diye düşünmektir.

Bazen de hiçbir karşılık beklemeden bir insanın hayatına küçücük bir iyilik bırakmaktır.

Bir “Nasılsın?”ı gerçekten sormaktır mesela…

Yaşlının elinden tutmak, çocuğu dinlemek, dostun sessizliğini fark etmek, yolda karşılaştığımız yabancıya tebessüm etmektir.

Bunlar küçük şeyler gibi görünür.

Oysa toplum dediğimiz büyük yapı, tam da bu küçük davranışların üzerine kurulur.

İnsan yalnızca ekmekle, parayla, makamla yaşamaz.

İnsan görülmek, anlaşılmak, değer verilmek ve ait olmak ister.

Bugün teknoloji bizi birbirimize hiç olmadığı kadar yaklaştırdı. Fakat kalplerimizi ne kadar yakınlaştırabildik?

Binlerce insanla iletişim kuruyoruz ama yanı başımızdaki insanın derdinden habersiz kalabiliyoruz.

Çok konuşuyoruz, az dinliyor, çok biliyor, az anlıyor, çok sahip oluyor, ama çoğu zaman yetinmeyi unutuyoruz.

Hayatın hızını değil, kalbin sesini dinlemeye, biraz durmaya ihtiyacımız var.

Elbette çalışacağız. Kazanacağız. Geleceğimizi düşüneceğiz. Rızkımızın peşinden gideceğiz. İnsan elinden gelen gayreti gösterecek.

Ama gayretle hırsı birbirine karıştırmayacağız.

Gayret insanı büyütür; ölçüsüz hırs insanı kendisinden uzaklaştırır.

Rızkın peşinden koşarken insanlığımızı kaybetmeye değmez.

Biz inanıyoruz ki rızık, sahibini bulur. Nasip, vakti geldiğinde yolunu bilir. Rezzâk-ı Âlem’in yarattığı kulun rızkını vereceğine inanarak yaşarız.

Öyleyse daha çok kazanmak uğruna daha az insan olmayalım.

Makam sahibi olurken tevazuyu, güçlenirken merhameti, bilgi edinirken hoşgörüyü, zenginleşirken paylaşmayı unutmayalım.

İnsanın sahip olabileceği en büyük başarı, başarırken insanlığını koruyabilmesidir.

Hayatın sonunda ne kadar biriktirdiğimizden çok, ne bıraktığımız konuşulacak.

Kaç insanın yüzünü güldürdük?

Kaç gönlü kırılmaktan kurtardık?

Kaç yaraya merhem olduk?

Kaç insanın duasında yer aldık? Hayatın gerçek muhasebesi budur.

Dünya hiçbir zaman aynı düşünmeyecek, inanmayacak, aynı yaşamayacak.

Bırakalım farklılıklarımız zenginliğimiz olsun.

Fikirler yarışsın, düşünceler konuşulsun, insanlar kendi renkleriyle yaşasın.

Ama bir şeyi ortak tutalım:

İnsanlığımızı.

Çünkü hepimiz bu dünyada misafiriz.

Kimi erken kalkacak, kimi biraz daha geç…

Fakat sonunda herkes aynı kapıdan çıkacak.

Öyleyse birbirimize yük değil, yol arkadaşı olalım.

Birbirimizi tüketmeyelim, eksiltmeyelim.

Dünyayı değiştiremiyorsak bile bulunduğumuz yeri güzelleştirelim.

Bir insanın gününü güzelleştirmek bazen dünyayı güzelleştirmektir.

Hayat bize ait bir mülk değil; bize verilmiş bir yolculuktur. Mesele bu yolculuğun ne kadar sürdüğü değil, nasıl yaşandığıdır.

Bir gün geriye dönüp baktığımızda belki evlerimizi, arabalarımızı, makamlarımızı, kazandığımız paraları hatırlamayacağız.

Ama birinin gözyaşını sildiğimiz anı, bir gönlü sevindirdiğimiz günü, kimsenin görmediği yerde yaptığımız iyiliği hatırlayacağız.

Dünyadan geçip gitmek değil, geçerken dünyaya biraz iyilik, hoş Sada bırakmak.

Hiç bir şey sonsuza kadar bizim değil. Para, makam, mevki, şöhret, nede zaman.

Bize kalan ve bizden sonra kalacak olan, insanlara nasıl davrandığımızdır.

Öyleyse birbirimize biraz daha muhabbetle, biraz daha şefkatle, biraz daha merhametle bakalım.

Hayat kısa, yol uzun.

İnsanlık ise her gün yeniden seçmemiz gereken bir değer.

DÜNYADAN GEÇİP GİDECEĞİZ; BIRAKALIM ARDIMIZDA İNSANLIĞIMIZ KALSIN.

REKLAMSEHAPDKS