DOLAR 49,55EURO 55,57STERLİN 66,15GRAM ALTIN 6.605,35BIST 11.430,14BTC 81.988
Konya Açık · 4,6°C
SON DAKİKA
Şerife Bozoğlan Eker

Şerife Bozoğlan Eker

Meslek: Şair - Yazar - Köşe Yazarı
✍ Yazarın Tüm Yazılarını Gör

Kanserden Çok, Korkusundan Korkuyoruz

Xin
REKLAMTicariSet

KANSERİN PANZEHİRİ CEHALET DEĞİL, BİLİMDİR

Kanser… Adı bile yetiyor bazen. Bu kelime bazı insanların hayatına hastalıktan önce korku olarak giriyor. Bir biyopsi sonucu, bir tetkik, bir doktor cümlesi… Sonra bir anda çevredeki herkes uzman kesiliyor. Biri “Şu doktora git.” diyor, diğeri “Bunu mutlaka ye.”, bir başkası “Sakın şunu yapma.” Bir diğeri daha teşhisin ayrıntısını bile bilmeden “Ben falancayı biliyorum, onda da vardı…” diye başlıyor. Hasta daha kendi hastalığını anlamaya çalışırken, başkalarının korkularını da taşımaya başlıyor.

Tıpta güzel bir söz vardır: “Hastalık yoktur, hasta vardır.” Çünkü her insanın bünyesi, hastalığa verdiği tepki ve tedavi süreci farklıdır. Birine iyi gelen bir yöntem, aynı hastalıkta başka bir kişiye uygun olmayabilir. Bu yüzden kulaktan dolma bilgilerle değil, kişinin kendi hekimi ve bilimsel verilerle hareket etmek gerekir.

Bazen hastalığın kendisinden çok, insanların hastaya bakışı yoruyor insanı.

“Kontrolün ne zaman?”

“Nasıl gidiyor?”

“Sonuçlar çıktı mı?”

“Şunu denedin mi?”

“Şu doktor çok iyiymiş.”

“Ben olsam bunu yapardım.”

İyi niyetle söylenen her cümle, iyi bir sonuç doğurmuyor. Çünkü kanser hastası günün her saatinde kanser konuşmak istemeyebilir. Her sabah hastalığını hatırlayarak uyanmak, her akşam aynı sorularla uyumak istemez.

Hele bir de “Sen hastasın, onu yapma, bunu yapma; ben yaparım.” cümleleri…

Farkında olmadan insanı hasta kimliğine hapsediyoruz.

Oysa kanser teşhisi konulan insan hâlâ aynı insandır. Kahvesini içmek, arkadaşlarıyla sohbet etmek, alışverişe çıkmak, çalışmak, gülmek, gezmek, plan yapmak, hatta bazen hastalığını unutmak isteyebilir.

Bırakın unutsun.

Çünkü insanı sürekli hastalığının içine çekmek, onu hayattan uzaklaştırabilir.

Bazen hastaya yapılacak en büyük iyilik, ona daha az soru sormak ve daha çok kulak vermektir. O ne kadar anlatmak istiyorsa o kadar dinlemek… Anlatmadığı yerde merakımızı susturabilmek… Her duyduğumuzu tavsiyeye dönüştürmemek…

Çünkü herkes doktor değil. Her duyulan bilgi doğru değil. Her kanser aynı değil. Her hastanın tedavisi aynı değil.

Kanserin panzehiri cehalet değil, bilimdir.

Bilimsel tedaviye devam ederken moralimizi de korumak mümkündür. Tedavi görmek, hayattan vazgeçmek demek değildir. Tam tersine; tedavi süreci devam ederken hayatın kendisine de devam etmek gerekir.

Bir biyopsi sonucu insanın bütün hayatını susturmamalı.

Bir teşhis, insanın hayata küsmesi için değil; hayatına daha bilinçli sarılması için bir dönüm noktası olabilir.

Evet, kanser ciddi bir hastalıktır. Ama kanser eşittir ölüm değildir. Teşhis konuldu diye dünyanın sonu gelmez. İnsan bazen hastalığıyla mücadele ederken hayatın güzelliklerini de yeniden keşfeder.

O halde kanser hastasına acıyarak değil, hayatın içinde tutarak yaklaşalım.

Onun yerine yaşamaya çalışmayalım; yanında yaşayalım.

Sürekli “Nasılsın?” diye sormak yerine bazen hiçbir şey sormadan yanında oturalım.

Çünkü tedavi bilimle yürür; fakat insanın o tedavi yolunda dimdik kalmasına bazen sevgi, güven, anlayış ve umut eşlik eder.

Unutmayalım: Kanser bir teşhistir; insanın kimliği değildir, hayatının son cümlesi hiç değildir.

REKLAMSEHAPDKS