KANSERİN PANZEHİRİ CEHALET DEĞİL, BİLİMDİR
Kanser… Adı bile yetiyor bazen. Bu kelime bazı insanların
hayatına hastalıktan önce korku olarak giriyor. Bir biyopsi sonucu,
bir tetkik, bir doktor cümlesi… Sonra bir anda çevredeki herkes uzman
kesiliyor. Biri “Şu doktora git.” diyor, diğeri “Bunu mutlaka ye.”, bir başkası “Sakın şunu yapma.” Bir diğeri
daha teşhisin ayrıntısını bile bilmeden “Ben falancayı biliyorum, onda da vardı…” diye başlıyor.
Hasta daha kendi hastalığını anlamaya çalışırken, başkalarının korkularını da
taşımaya başlıyor.
Tıpta güzel bir söz vardır: “Hastalık yoktur, hasta vardır.” Çünkü her insanın bünyesi, hastalığa verdiği tepki ve
tedavi süreci farklıdır. Birine iyi gelen bir yöntem, aynı hastalıkta başka bir
kişiye uygun olmayabilir. Bu yüzden kulaktan dolma bilgilerle değil, kişinin
kendi hekimi ve bilimsel verilerle hareket etmek gerekir.
Bazen hastalığın kendisinden çok, insanların hastaya bakışı
yoruyor insanı.
“Kontrolün ne zaman?”
“Nasıl gidiyor?”
“Sonuçlar çıktı mı?”
“Şunu denedin mi?”
“Şu doktor çok iyiymiş.”
“Ben olsam bunu yapardım.”
İyi niyetle söylenen her cümle, iyi bir sonuç doğurmuyor. Çünkü
kanser hastası günün her saatinde kanser konuşmak istemeyebilir. Her sabah
hastalığını hatırlayarak uyanmak, her akşam aynı sorularla
uyumak istemez.
Hele bir de “Sen hastasın, onu yapma, bunu yapma; ben yaparım.” cümleleri…
Farkında olmadan insanı hasta kimliğine hapsediyoruz.
Oysa kanser teşhisi konulan insan hâlâ aynı insandır.
Kahvesini içmek, arkadaşlarıyla sohbet etmek, alışverişe çıkmak, çalışmak, gülmek, gezmek, plan yapmak, hatta
bazen hastalığını unutmak isteyebilir.
Bırakın unutsun.
Çünkü insanı sürekli hastalığının içine çekmek, onu
hayattan uzaklaştırabilir.
Bazen hastaya yapılacak en büyük iyilik, ona daha az soru
sormak ve daha çok kulak vermektir. O ne kadar anlatmak istiyorsa o kadar
dinlemek… Anlatmadığı yerde merakımızı susturabilmek… Her duyduğumuzu tavsiyeye
dönüştürmemek…
Çünkü herkes doktor değil. Her duyulan bilgi doğru değil.
Her kanser aynı değil. Her hastanın tedavisi aynı değil.
Kanserin panzehiri cehalet değil, bilimdir.
Bilimsel tedaviye devam ederken moralimizi de korumak mümkündür.
Tedavi görmek, hayattan vazgeçmek demek değildir. Tam tersine; tedavi süreci
devam ederken hayatın kendisine de devam etmek gerekir.
Bir biyopsi sonucu insanın bütün hayatını susturmamalı.
Bir teşhis, insanın hayata küsmesi için değil; hayatına daha bilinçli sarılması için bir dönüm noktası olabilir.
Evet, kanser ciddi bir hastalıktır. Ama kanser eşittir ölüm
değildir. Teşhis konuldu diye dünyanın sonu gelmez. İnsan bazen hastalığıyla
mücadele ederken hayatın güzelliklerini de yeniden keşfeder.
O halde kanser hastasına acıyarak değil, hayatın içinde
tutarak yaklaşalım.
Onun yerine yaşamaya çalışmayalım; yanında yaşayalım.
Sürekli “Nasılsın?” diye sormak yerine bazen hiçbir şey sormadan yanında
oturalım.
Çünkü tedavi bilimle yürür; fakat insanın o tedavi yolunda
dimdik kalmasına bazen sevgi, güven, anlayış ve umut eşlik eder.
Unutmayalım: Kanser bir teşhistir; insanın kimliği değildir,
hayatının son cümlesi hiç değildir.