DOLAR 49,55EURO 55,57STERLİN 66,15GRAM ALTIN 6.605,35BIST 11.430,14BTC 81.988
Konya Açık · 4,6°C
SON DAKİKA
Şerife Bozoğlan Eker

Şerife Bozoğlan Eker

Meslek: Şair - Yazar - Köşe Yazarı
✍ Yazarın Tüm Yazılarını Gör

Şiirin Dünü, Bugünü ve Yarını

Xin
REKLAMTicariSet

Fiilî durum: İnsanın kendine dönen sesi

Değişen zaman, dönüşen insan ve bütün değişimlere rağmen susmayan şiir…

Şiir bazen bir kelimenin içine sığar, bazen bir ömrü anlatmaya yetmez.  Yalnızca  dizeleri yan yana getirmek değil; insanın kendisiyle, toplumla, zamanla ve hayatla kurduğu en eski hesaplaşmalardan biridir. İnsan konuşmadan önce belki de susarak şiir söylemiştir. Bir taşın üzerine işlenen işaret, bir ağıtta yükselen ses, bir annenin ninnisi, bir sevgilinin ardından söylenen türkü… Hepsi insanın kendisini anlatma ihtiyacının başka başka biçimleridir.

İşte Konya’da düzenlenen 15. Uluslararası Mevlânâ Şiir Şöleni’ni yalnızca bir şiir programı olarak görmemek gerekir. D. Mehmet Doğan’ın aziz hatırasına ithaf edilen bu şölen, şiirin geçmişten bugüne uzanan hikâyesine yeniden bakmak için de önemli bir fırsat. Programın “Günümüz Şiiri Fiilî Durum” başlığını taşıması ise üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir soruyu önümüze koyuyor: Bugün şiir nerede duruyor?

Eskiden şiir, insanın hafızasıydı. Sevdasını, ayrılığını, ölümünü, savaşını, hasretini şiirle kayda geçirirdi insan. Şair, toplumun yalnızca gördüğünü söyleyen değil; çoğu zaman toplumun henüz fark edemediğini sezerek dile getiren kişiydi. Bugün ise hayat değişti, insan değişti, iletişim biçimleri değişti. Kelimeler çoğaldı ama anlamın derinliği zaman zaman azaldı. İnsan hiç olmadığı kadar konuşuyor; fakat belki de hiç olmadığı kadar kendisini anlatmakta zorlanıyor.

Tam da burada şiir yeniden önem kazanıyor.

Çünkü şiir, insanın kalabalıklar içinde kendisini bulduğu sessiz bir odadır. İnsanın iç dünyasını dışarıya taşıyan güçlü bir ifade biçimidir. Söylenemeyeni söyler, bastırılan duyguyu görünür kılar. Bazen bir mısra, uzun bir konuşmanın yapamadığını yapar; insanın kendi yarasına dokunur. Kimi zaman bir ayrılığı hafifletir, kimi zaman bir özlemi taşınabilir hâle getirir, kimi zaman da insanın kendi içindeki karanlığa küçük bir ışık yakar.

Bir dönemin korkularını, umutlarını, yalnızlığını, aşkını, adalet arayışını,yabancılaşmasını ve değişen değerlerini şiirden okumak mümkündür. Şair yalnızca kendi hikâyesini anlatmaz; topluma ayna tutar, yaşadığı çağın ruhundan da izler taşır. Bu nedenle bir toplumun şiirine bakmak, aslında o toplumun insanına bakmaktır.

İnsan neden şiir yazar? Belki de cevabı şudur: Çünkü insan, yaşadıklarının anlamını arar. Şiir, hayatı açıklamaktan çok ona anlam verme çabasıdır. İnsan bazen bir gerçeği anlatamaz; fakat onu bir dizeye sığdırabilir. Sözcükler yetmediğinde şiir devreye girer.

Bu yüzden Mevlânâ’nın şehri Konya’da şiirin yeniden konuşulması ayrıca anlamlıdır. Mevlânâ, sözü yalnızca söylemek için değil, insanı dönüştürmek için kullandı. Onun dünyasında kelime, kalbe açılan bir kapıydı. Şiir ise insanın kendisinden başlayıp insana, oradan hakikate uzanan bir yolculuktu.

Belki de Mevlânâ’nın asırlar sonra hâlâ okunmasının sırrı burada saklıdır: Zaman değişmiş, insanın yaşadığı hayat biçimi değişmiş, fakat insanın kendisini ve hakikati arayışı değişmemiştir.

Bugünün şairleri farklı coğrafyalardan Konya’ya geldiğinde aslında yalnızca şiirlerini getirmiyorlar. Kendi çağlarının insanını, ülkelerinin acılarını, sevinçlerini, umutlarını ve sorularını da getiriyorlar. Kırgızistan’dan Tataristan’a, Azerbaycan’dan Kerkük’e, Doğu Türkistan’dan Filistin’e uzanan bu şiir buluşması, farklı seslerin aynı gökyüzü altında buluşabileceğini de gösteriyor. Çünkü şiirin dili değişse bile insanın kalbi birbirinden o kadar da uzak değildir.

Belki de şiirin fiilî durumu tam burada gizli: Dünya değişse de insanın anlaşılma ihtiyacı değişmiyor. İnsan oldukça şiir var olacak. İnsanın sustuğu yerde, şiir konuşmaya devam edecek. 

REKLAMSEHAPDKS