DOLAR 49,55EURO 55,57STERLİN 66,15GRAM ALTIN 6.605,35BIST 11.430,14BTC 81.988
Konya Açık · 4,6°C
SON DAKİKA
Şerife Bozoğlan Eker

Şerife Bozoğlan Eker

Meslek: Şair - Yazar - Köşe Yazarı
✍ Yazarın Tüm Yazılarını Gör

Olanda Hayır Vardır

Xin
REKLAMTicariSet

Hayatın bazı günleri vardır; insan ne yaparsa yapsın bir şey değişmez. Kapılar kapanır, yollar ayrılır, beklenen haber gelmez, emek verilen bir iş sonuçlanmaz, sevilen biri uzaklaşır. İnsan bütün sorumluluklarını yerine getirmiş, elinden geleni yapmış, dua etmiş, çabalamışsa geriye bazen yalnızca kabullenmek kalır. İşte tam bu noktada imanın insana sunduğu en büyük tesellilerden biri çıkar karşımıza: “Olanda hayır vardır.”

Ancak burada önemli bir incelik var. Halk arasında “Olan hayırlıdır” şeklinde kullanılan bu sözün birebir hadis-i şerif olduğunu söylemek doğru değildir. Fakat anlamı, Peygamber Efendimizin sahih hadislerinden biriyle güçlü biçimde örtüşür. Efendimiz, müminin hâlinin hayret verici olduğunu; başına güzel bir şey geldiğinde şükretmesinin, sıkıntı geldiğinde sabretmesinin onun için hayır olduğunu bildirir. Yani hadis bize “Başına gelen her şeyi sorgusuzca iyi kabul et” demiyor. Bize çok daha derin bir bakış açısı kazandırıyor: Yaşadığın şeyin bütün sonucunu bugün göremesen bile, onu Allah’ın hikmetinden bağımsız düşünme.

Bugünün insanı için bu mesajın değeri daha da büyük. Çünkü çağımız, her şeyi hemen düzeltmek isteyen bir insan modeli oluşturdu. Kaybetmeye tahammülümüz azaldı, beklemeyi unuttuk, gecikmeyi başarısızlık saydık. Sosyal medya ise başkalarının hayatlarının vitriniyle kendi hayatımızın mutfağını karşılaştırmamıza sebep oldu. Bir başkasının mutluluğunu görünce kendi gecikmiş dileğimizi felaket zannetmeye başladık.

Oysa hayat yalnızca kazandıklarımızdan ibaret değildir.

Bazen kayıp, insanın kendisini yeniden bulduğu yerdir. Bazen gecikme, yanlış zamanda gerçekleşecek bir şeyden korunmaktır. Bazen ayrılık, insanın kendisine dönmesini sağlayan sessiz bir çağrıdır. Bazen de yaşadığımız bir kırgınlık, yıllardır fark etmediğimiz bir gerçeği görmemize vesile olur.

Bu anlayış psikolojik açıdan da insanı güçlü kılar. Çünkü acıyı inkâr etmek yerine ona bir anlam verebilmek, insanın ruhsal dayanıklılığını artırır. “Neden benim başıma geldi?” sorusunun içinde çaresizlik büyüyebilir. Fakat “Bu yaşadığım bana ne öğretiyor, beni nasıl dönüştürüyor?” diye sorabilmek insanın yeniden ayağa kalkmasına yardım eder. Elbette bu, ağır ruhsal sorunları yalnızca sabırla aşmak anlamına gelmez; gerektiğinde profesyonel destek almak da insanın kendisine karşı sorumluluğudur. İnanç, yardım istemenin karşıtı değil; aksine insanın kendisini korumasının bir parçasıdır.

Dini açıdan bakıldığında ise mesele yalnızca teselli değildir. Sabır, insanı edilgenleştiren bir bekleyiş değil; imanı koruyarak doğru davranmaya devam edebilme gücüdür. Tevekkül de hiçbir şey yapmadan sonucu Allah’a bırakmak değildir. Önce gayret, sonra tedbir, ardından teslimiyet gelir.

Belki bugün hayatımızda “neden oldu?” diye ağladığımız bir şey, yarın “iyi ki böyle olmuş” diyeceğimiz bir kapının anahtarıdır.

Bunu bilmek acıyı yok etmez.

Ama acının bizi yok etmesine izin vermez.

Çünkü mümin bilir: Her olanı hemen anlayamayabiliriz; fakat her yaşananın ardındaki hikmeti Allah bilir. Bizim vazifemiz ise düşmemek değil, düştüğümüzde yeniden doğrulacak kadar Allah’a güvenmektir.

Ve belki de hayatın en güzel cümlesi tam burada saklıdır:

Olanı değiştiremiyorsan, ona bakışını değiştir. Belki de kayıp sandığın şey, Rabb’inin seni başka bir hayra hazırlama biçimidir.

REKLAMSEHAPDKS