DOLAR 49,55EURO 55,57STERLİN 66,15GRAM ALTIN 6.605,35BIST 11.430,14BTC 81.988
Konya Açık · 4,6°C
SON DAKİKA
Şerife Bozoğlan Eker

Şerife Bozoğlan Eker

Meslek: Şair - Yazar - Köşe Yazarı
✍ Yazarın Tüm Yazılarını Gör

Sarı Binanın Duvarlarında Bir Şehir Saklı

Xin
REKLAMTicariSet

Şehrin Kalbinde Yükselen Sarı Hafıza

Konya’nın tam kalbinde, her gün önünden yüzlerce insanın geçtiği o Konya Olgunlaşma Enstitüsü sarı bina… Belki çoğumuz onu yalnızca zarif bir tarihî yapı olarak görüyoruz. Oysa biraz yakından baktığınızda, duvarlarında bir asrın değil, bir şehrin hikâyesini taşıdığını fark ediyorsunuz.

Sarı duvarlarıyla şehrin merkezinde sessizce yükselen bu bina, aslında yalnızca taşın, ahşabın ve emeğin bir araya geldiği tarihî bir yapı değil. O, Konya’nın değişen yüzüne, dönüşen hayatına, gelip geçen insanlarına ve geride bırakılan hatıralara tanıklık etmiş yaşayan bir hafıza.

Bir düşünün…

Bu bina yapılırken Konya’nın sokaklarında bugünkü şehir hayatının izleri yoktu. At arabalarının sesleri, çarşıların telaşı, konakların gölgeleri ve eski zamanların ağırbaşlılığı vardı. Yüzyılın başlarında Marunî asıllı buğday tüccarı Yusuf Şar tarafından ikiz konak olarak yaptırılan yapı, daha sonra şehrin kaderindeki farklı sayfalara ev sahipliği yaptı.

Bir dönem Fransız Konsolosluğu oldu. Sonra Askerî Hastane olarak insan hayatlarına dokundu. II. Ordu Müfettişliği, VI. Ordu Komutanlığı ve Menzil Müfettişliği gibi önemli askerî görevlerin yürütüldüğü mekânlardan biri oldu.

Sonra hayatın başka bir yüzü başladı.

Çocukların sesleri yükseldi avlularından. Kız Lisesi oldu, Kız Ortaokulu oldu, Kız Meslek Lisesi oldu. Bir zamanlar bu binanın kapısından giren genç kızların heyecanı, koridorlarında yankılanan ayak sesleri, sınıflardan taşan ders telaşı belki bugün duyulmuyor ama o günlerin hatırası hâlâ duvarlarında saklı.

Çünkü bazı binalar yalnızca içinde yaşananları değil, insanların hayatlarından bıraktıkları izleri de taşır.

Zaman geçti.

Şehir büyüdü, sokaklar değişti, insanlar değişti. Fakat bu sarı bina, bütün değişimlerin ortasında yerini korudu. Bir dönem yıprandı, sessizliğe büründü. Ardından restorasyonla yeniden ayağa kaldırıldı. Tarihî dokusuna sahip çıkılarak bugünlere taşındı ve 2012 yılından itibaren Konya Olgunlaşma Enstitüsü olarak yeni bir hayat kazandı.

İşte belki de hikâyenin en güzel tarafı burada başlıyor.

Çünkü burası artık sadece geçmişi koruyan bir yapı değil; geçmişten geleceğe köprü kuran bir mekân.

Geleneksel el sanatları, dokumalar, nakışlar, tasarımlar ve kadın emeği burada yeniden hayat buluyor. Geçmişin ince işçiliği, bugünün ellerinde yeniden şekilleniyor. Bir iğnenin kumaşa değmesi, bir motifin yeniden işlenmesi, bir sanatın genç nesillere aktarılması aslında bize çok daha büyük bir şey söylüyor:

Bir millet, geçmişini yaşatabildiği ölçüde geleceğine kök salabilir.

Konya’nın merkezinde her gün binlerce insanın önünden geçtiği bu sarı bina, belki de bize en sessiz hâliyle bunu anlatıyor.

Dışarıdan bakıldığında zarif bir tarihî yapı…

İçine girdiğinizde ise bir asrı aşan hayatların, emeklerin, sevinçlerin, ayrılıkların ve hatıraların birbirine karıştığı kocaman bir hikâye.

Ben böyle yapılara yalnızca “tarihî eser” diyemiyorum.

Çünkü tarih bazen kitaplarda değil, bir kapının eşiğinde; eski bir merdivenin basamağında; ahşap bir pencereden süzülen ışıkta saklıdır.

Ve Konya’nın o güzel sarı binası, bugün hâlâ şehrin tam merkezinde bize şunu fısıldıyor:

Şehirler sadece binalardan oluşmaz. Şehirleri şehir yapan, duvarlarının içinde biriktirdiği hatıralardır.

Bu bina da Konya’nın sadece geçmişine değil, ruhuna açılan kapılarından biridir.

Konya’nın tam kalbinde, her gün önünden yüzlerce insanın geçtiği o sarı bina… Belki çoğumuz onu yalnızca zarif bir tarihî yapı olarak görüyoruz. Oysa biraz yakından baktığınızda, duvarlarında bir asrın değil, bir şehrin hikâyesini taşıdığını fark ediyorsunuz.

REKLAMSEHAPDKS