İnsanın gerçek zenginliği, sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarına
duyduğu şükür ve başkalarına bıraktığı iyilikle ölçülür.
İnsan, yüzyıllardır daha fazlasını elde etmenin peşinde. Daha geniş evler,
daha büyük makam, mevkiler daha dolu kasalar…
Fakat asıl mesele, insanın ne kadar kazandığı değil, kazanmak uğruna
neleri kaybettiğidir.
Bir zamanlar ülkemizde insanlar, farklı idealler uğruna mücadele ederdi. Sağcısı da solcusu da kendi düşüncesinin ülkeye daha
fayda sağlayacağına inanırdı. Elbette o yılların acıları, kayıpları ve yanlışları
unutulamaz. İzleri hâlâ silinmedi.
Ancak bugün insanı düşündüren başka bir mesele var: Fikirler uğruna tartışanların
yerini, makamı, mevkiyi ve imkânı kişisel servete dönüştürmek isteyenler alıyor.
Dürüstçe çalışan, halkın emanetini namusuyla taşıyan siyasetçilerimizin hakkını teslim etmek gerekir. Fakat kamu görevini
kazanç kapısı gören, yetkisini kişisel çıkarına uğruna kullanan kim olursa
olsun, yalnızca hukuka değil, toplumun vicdanına da zarar verir.
Çünkü bir kişinin hırsı, binlerce insanın adalet duygusunu
yaralayabilir.
Tolstoy’un Pahom’u tam da bu hırsın hikâyesidir. Daha fazla toprağa sahip olmak isterken
kendisine sunulan fırsatı yeterli bulmaz.
Her yeni arazi, gözünde başka bir ihtiyaca dönüşür. Geri dönmesi gereken
zamanı unutur, daha fazlasını almak için koşar. Sonunda başladığı yere ulaşır
ama artık ayakta duracak gücü kalmamıştır. Ona kalan, yalnızca bir mezarlık
kadar topraktır.
Pahom’un hikâyesi yalnızca zenginlere ait değildir. Hepimiz bazen sahip olduklarımızı
küçümseyip sahip olamadıklarımızın peşinde tükeniyoruz.
Daha çok kazanırken huzurumuzu, daha çok yükselirken insanlığımızı eksiltiyoruz.
Peygamber Efendimizin SAV. insanın bitmek bilmeyen arzusunu anlatan
hadisi de bu gerçeği çarpıcı biçimde ortaya koyar: “Ademoğlu'nun bir vadi dolusu
altını olsa, ikinci bir vadi dolusu altını ister. Onun ağzını ancak toprak
doldurur. Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.”
Bu söz, insanı umutsuzluğa değil, kendini sorgulamaya çağırır.
İster inançlı olalım ister inançsız, ister sağdan ister soldan bakalım;
dürüstlük, adalet ve vicdan hepimizin ortak değeridir.
Bir insanın serveti, başkasının hakkına basarak büyüyorsa orada
zenginlik değil, ahlaki yoksulluk vardır.
Unutmayalım: İnsan dünyayı avuçlarına sığdırmaya çalışırken bir gün
kendisi bir avuç toprağa sığar; geriye malı mülkü, makam, mevkisi değil,
koruyabildiği vicdanı, insanlığı ve dokunabildiği gönüller kalır.