"İki
Güneşin İzinde Bir Roman"
Bahri
Kılınçel ile Tarih, Tasavvuf ve Hayal Gücü
Üzerine
Uzun Bir Söyleşi
Söyleşi:
Şair- Yazar ŞERİFEBOZOĞLAN EKER
Konya'nın
yaz sıcağının yavaş yavaş akşama döndüğü saatlerde buluşuyoruz. Karşımda
yıllarını araştırmaya, okumaya ve yazmaya adamış bir yazar var. Masanın
üzerinde Selçuklu tarihi, Mevlânâ, Şems-i Tebrizî ve Anadolu tasavvuf geleneği
üzerine onlarca kitap duruyor. Notlarla dolu defterler, eski haritalar ve
Konya'nın tarihî mekânlarına ait fotoğraflar ilk bakışta dikkat çekiyor.
Herkesin okumasını
istediğim bu romanın ümit
ederim dizi film veya sinemaya aktarılır.
Bahri
Kılınçel'in yeni romanı, Mevlânâ ile Şems'in yalnızca Konya'daki buluşmasını
değil; Belh'ten Tebriz'e, Bağdat'tan Şam'a, Larende'den Konya'ya uzanan uzun ve
çileli yolculuklarını konu alıyor. Üstelik bunu tarihî gerçeklerle birlikte
fantastik ve tasavvufî bir anlatımla birleştiriyor.
Söyleşimiz
boyunca sadece bir romanı değil; tarihe, edebiyata ve insan ruhuna dair uzun
bir yolculuğu konuştuk.
"Ben
tarih yazmadım; tarihin sessiz bıraktığı boşlukları romanla anlattım."
—
Sayın Kılınçel, sizi bu romanı yazmaya götüren ilk kıvılcım
neydi?
Genç
yaşta Konya’ya geldiğim günden beri Mevlânâ'nın yaşadığı şehirde yaşamanın
ayrıcalığını hissettim. Türbesini her ziyaret edişimde aynı soruyu sordum:
"Bu
büyük insanların gerçekten yaşadığı dünyayı biz ne kadar biliyoruz?"
Bir
süre sonra fark ettim ki çoğu eser, Mevlânâ ile Şems'in Konya'daki buluşmasına
odaklanıyor. Oysa bu buluşmanın öncesinde yaşanan uzun göçler, ilim
yolculukları, siyasî çalkantılar ve insan hikâyeleri yeterince anlatılmıyor.
İşte romanım bu eksikliği tamamlama arzusu ile doğdu.
"Romanın
gerçek kahramanı aslında Anadolu'dur."
—
Okuyucu romanda ilk olarak neyle karşılaşacak?
Belh'in
sokaklarında başlayan bir yolculukla...
Moğol
tehdidinin gölgesinde göç eden insanlar...
Kervanlar...
Çöller...
Medreseler...
Bağdat'ın
ilim halkaları...
Şam'ın
tasavvuf iklimi...
Ve
nihayet Selçuklu başkenti Konya...
--- ŞERİFE
BOZOĞLAN EKER
Aslında
romanın görünmeyen kahramanı Anadolu'nun kendisidir. Kılınçel konuşurken tarih
anlatmıyor; adeta yeniden yaşıyor. Bazen bir tarihçi titizliğiyle olayların
kronolojisini açıklıyor, bazen de bir romancı gibi gözlerini uzaklara çevirerek
sahneleri zihninde canlandırıyor.
Masanın
üzerindeki notların arasında yıllar süren emeğin izleri görülüyor.
"Şems'i
anlamadan Mevlânâ'yı anlamak eksik kalır."
—
Romanınızda Şems nasıl bir karakter olarak karşımıza çıkıyor?
Ben
Şems'i yalnızca gizemli bir derviş olarak anlatmak istemedim. O; sorgulayan,
korkusuz, yalnız kalmayı göze alan, hakikati hiçbir makamla değiştirmeyen büyük
bir yolcuydu. Onun yalnızlığını anlatabilmek benim için romanın en zor
kısmıydı.
"Fantastik
unsurlar tarihle çatışmıyor."
—
Romanınız fantastik özellikler de taşıyor. Bunun sebebi nedir?
Tasavvuf
zaten sembollerle konuşur.
Rüyalar...
İşaretler...
Mecazlar...
İç
yolculuklar...
Bunlar
tasavvufun dilidir. Ben sadece bu dili roman sanatının imkânlarıyla görünür
hâle getirdim. Fantastik bölümler tarihî
olayları değiştirmiyor; onların manevî boyutunu hissettirmeye çalışıyor.
"Konya
bu romanın yalnızca mekânı değil; başlı başına bir karakter."
—
Konya neden bu kadar merkezde?
Çünkü
Konya sıradan bir şehir değildir. Bu şehir farklı medeniyetleri, farklı
inançları ve farklı kültürleri yüzyıllarca bir arada yaşatmıştır.
Mevlânâ
ile Şems'in buluşması tesadüf değildir. Böyle bir buluşmaya ancak böyle bir
şehir ev sahipliği yapabilirdi. Romanımda Konya yaşayan, nefes alan bir
karakter gibi yer alıyor.
ŞERİFE
BOZOĞLAN EKER
Söyleşi
sırasındaKılınçel sık sık eski Konya'dan söz ediyor. Alaeddin Tepesi'ni,
Selçuklu Sarayı'nı, İnce Minareli Medrese'yi ve Mevlânâ Dergâhı'nı anlatırken
sesi değişiyor. Bu satırların sadece kitaplardan değil, yaşanmış bir şehir
sevgisinden beslendiği hissediliyor.
"Tarihî
roman yazmak cesaret ister."
—
Tarihî roman yazmanın en zor yanı nedir?
Okuyucunun
güvenini kaybetmemek.Gerçek kişileri anlatıyorsunuz. Onların sözlerini,
duygularını ve yaşadıkları dönemi bugünün bakışıyla çarpıtmamak gerekiyor.
Bu
nedenle her bölümün arkasında uzun araştırmalarım var. Romanın görünen kısmı
kadar görünmeyen emeği de büyük.
"Okuyucu
yalnızca Mevlânâ'yı değil, kendisini de arayacak."
—
Romanınızın temel mesajı nedir?
İnsan
kendi içindeki yolculuğu tamamlamadan hiçbir yere varamaz. Mevlânâ'nın da
Şems'in de anlattığı budur.
Romanımın
sonunda okuyucu sadece tarihî bir hikâyeyi bitirmiş olmayacak.
Belki
de kendi kalbine doğru küçük bir yolculuğa başlayacak.
"Edebiyat,
tarihin sustuğu yerde konuşur."
—
Son olarak bu romanı tek cümleyle nasıl tanımlarsınız?
"Tarihî
gerçekler üzerine kurulmuş; tasavvufun derinliğini, insan ruhunun arayışını ve hayal gücünün ufkunu buluşturan
destansı bir yolculuk."
Söyleşinin
Ardından
Bahri
Kılınçel'in anlattıkları, yalnızca yeni bir romanın hazırlık sürecini değil;
uzun yıllara yayılan bir araştırma ve düşünme serüvenini de ortaya koyuyor.
Onun yaklaşımında tarih, kuru bilgilerden ibaret değil; bugünün insanına
seslenen canlı bir hafıza.
Tasavvuf
ise geçmişte kalmış bir öğreti değil, insanın kendini tanıma çabasının dili.
Yakında okurla buluşacak bu roman, Mevlânâ ve Şems üzerine yazılmış eserler
arasında farklı bir yerde durmayı hedefliyor. Çünkü yalnızca iki büyük sûfînin
hikâyesini değil; XIII. Yüzyıl Anadolu'sunun ruhunu, göçlerin izini, Selçuklu
medeniyetinin ihtişamını ve insanın hakikat arayışını edebî bir kurgu içinde
yeniden canlandırıyor.
Belh'te
başlayan bu uzun yolculuk, Konya'da sona ermiyor. Sayfalar kapandıktan sonra da
okurun zihninde ve gönlünde yaşamaya devam edecek gibi görünüyor.
Sayın Kılınçel’e
bizi kabul ettiği için teşekkür
ederek ayrıldım ve Kadim
Şehir KONYA’nın sokaklarında kendimi
kaybettim .
Şair-
Yazar ŞERİFEBOZOĞLAN EKER