Zaferden Çok Bir Karakter Meselesi
Tarih yaprakları 26 Ağustos 1071’i gösterdiğinde, Sultan Alparslan ve ordusu Malazgirt Ovası’nda yalnızca askeri bir zafer kazanmadı; geleceğe uzanan bir medeniyetin kapılarını araladı. O gün zaferi getiren etken yalnızca kılıçların keskinliği değildi; ortak bir inanç, sarsılmaz bir ideal ve vatanı sıradan bir toprak parçasından öte can verilecek bir emanet olarak gören yüksek bir şuurdu.
Peki, aradan geçen 955 yılda o büyük ruhtan elimizde ne kaldı?
Bugün dönüp aynamıza baktığımızda; tahammülsüzlüğün, bireysel menfaatler söz konusu olduğunda ilkelerden vazgeçmenin ve kutuplaşmanın ne kadar yaygınlaştığını görüyoruz. Demek ki asıl kaybettiğimiz şey zaferlerin kendisi değil, o zaferleri doğuran ahlâkî zemin ve karakterdir. Malazgirt; İstanbul’un fethinden Çanakkale’ye ve Büyük Taarruz’a uzanan o şanlı yürüyüşün sadece ilk adımıydı. Bu tarihi mirastan uzaklaşmamız bir günde olmadı; değerlerimizi küçük tavizlerle terk ederek, komşunun hakkını gözetmeyerek ve vatan sevgisini sadece hamasi sözlere indirgeyerek bu noktaya geldik.
Bugün dünyada Gazze’den Doğu Türkistan’a kadar mazlum coğrafyalar feryat ederken, bize düşen görev yalnızca geçmişin ihtişamlı hatıralarıyla teselli aramak olamaz. Malazgirt bize en net şu gerçeği fısıldıyor: Gerçek güç, iman ve ahlâkla bütünleştiğinde bir değer ifade eder. Bugün elimizde belki kılıçlar yok; ancak kalemimiz, ilmimiz, vicdanımız, toplumsal dayanışmamız ve mazlumun yanında dimdik durma irademiz hâlâ bizimle.
O Ruhu Yeniden Kuşanmak ve Birlik Bilinci
Alparslan’ı ve Alplerini zamansal olarak geri getirebilmemiz mümkün değil. Fakat onları o zafer zirvesine taşıyan o asil karakteri bugün yeniden hayata geçirebiliriz. Vatan sevgisini sadece mukaddes bir kelime olarak değil, bu topraklarda yaşayan herkesin kaderini ortaklaşa omuzlamak; farklılıklarımızı birer ayrışma gerekçesi değil, bu milleti dimdik ayakta tutan kadim bir zenginlik olarak görmek zorundayız. Bu değişim de her şeyden önce bireysel bir muhasebeyle, yani kendimizden başlamak zorundadır:
İbadeti şekilsel bir alışkanlıktan çıkarıp ahlâkî bir duruşa dönüştürmek.
Vatan sevgisini bayrak ve marştan ibaret görmeyip işimizi en dürüst şekilde yapmak, kul hakkından sakınmak ve üretmek.
Millî birlik ve beraberliğimizi zedeleyen her türlü fitneye karşı omuz omuza durarak, bu topraklarda kardeşlik hukukunu canımızdan önde tutmak.
Farklı düşünce ve inançları birer kavga sebebi değil, toplumsal zenginlik olarak kabul etmek.
Gençlerimize sadece akademik başarı değil; köklü bir tarih bilinci, dil sevgisi ve ahlâkî sorumluluk kazandırmak.
Gazze'deki veya Doğu Türkistan'daki acıları sıradan birer haber başlığı olarak tüketmeyip zulmü asla normalleştirmemek.
Bugünün savaş meydanları tarlalar veya ovalar değil; yalan karşısında hakikati, çıkarcılık karşısında adaleti, umutsuzluk karşısında ise direnci savunmaktır. Alparslan'ın neferleri olamasak da onun taşıdığı şuurla yaşayan bireyler olabiliriz. Çünkü tarihin bize gösterdiği en büyük hakikat şudur: Büyük zaferler asla savaş meydanlarında değil, evvela insanların yüreğinde kazanılır.
Ve belki de bugün asıl ihtiyacımız olan yeni bir Malazgirt savaşı değil;
Yeni Bir Malazgirt Şuuru